Skip to content

Eğlenmix | Maksimum Eğlence <Eğlence,Video,Fıkra,Animasyon,Komik Sesler,Güzel Sözler,Bilmece,Hikaye,Şiir,E-Kart,Forum,mp3,Film,Altyazı,Divx>

Cankinin Hikayesi PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Cuma, 27 Haziran 2008


  Soğuk bir kış sabahı uyanmış, sıcak yatağından kalkmak istememesine rağmen mecburiyetin vermiş olduğu son bir güçle, sıcak yuvasını terk edercesine kalkmak zorunda kalmıştı. Dün geceyatmadan önce sevdiği dostu ile telefonda görüşmek iyi gelmişti ona. Son günlerin aksine, zor kalkmasına rağmen dinç hissediyordu kendisini. Saate baktığında evden ayrılması için sadece on dakikası kaldığını gördü. Bir an panikledi ve hızlıca banyoya gidip yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladıktan sonra odasına attı kendini annesinin günlük alışılmış sesleri eşliğinde.
  -Irmak hadi kızım bak geç kalacaksın yine.
  Gardropunu açıp hiç düşünmeden kırmızı boğazlı kazağını ve kot pantolonu hızlıca giydi. Bir dakika gibi kısa bir sürede makyajını yaptıktan sonra saate baktığında daha üç dakikası kaldığını gördü. Tamamdı artık. Yeni bir güne yenilgisiz başlamış ve başlangıcın hakkını vermişti. Sabah olmasına rağmen içindeki enerji ile annesine seslendikten sonra çıkıverdi evden.
  -Kızım kahvaltı yapmayı ve ilacını almayı unutma.
-Tamam. Hoşçakal.
  Hava son günlerdeki gibi kapalıydı.Kar gelmek istiyor ancak gökyüzü bir ağ gibi onu tüm gücüyle tutuyordu. Durağa geldiğinde 07:15 otobüsü kuyruğunda beş kişi vardı.Kimi dün akşam oynanan maçtan, kimi Başbakanın dün mecliste yaptığı açıklamadan bahsediyordu. Olağan bir günün olağanlıkları zamana takılmışçasına tekerrür ediyordu.
            İş yerinde geldiğinde. Bir kaç kişiden başka kimse yoktu. Onlarda aldıkları simitleri keyifsizce yerken sıradan sohbetlerini afyonları patlatmaya çalışırcasına kelimelendiriyorlardı.
  -Günaydın Irmak
-Günaydın Banu
-Ne haber?
-İyilik senden?
-Ne olsun. Her zaman ki gibiyim. Saat sekizde toplantım var. Yine aynı yüzler aynı konuşmalar.
-Eeee ne yaparsın iş bu güzelim.
  Irmak kahvaltısını yapıp astım ilacını aldıktan sonra odasına gitti. Bilgisayarını açıp önce gazeteleri, sonrada maillerini okudu. Oda daha ısınmamıştı bile. Montunu çıkarmadan oturmak zorunda kaldı. Gelen üç beş maili okuyup siliyordu ki bir arkadaşından gelen mail dikkatini çekti.
  `` Hayatınızı sürdürürken görmezden geldiğiniz hayatlar, yaşamlar olduğunu bilmeden kaç yerden, kaç şeyi görmeden geçtiğinizi düşündünüz mü hiç? Gelin bu görevi yerine getirelim. Hayvan koruma barınağında sahibini bekleyen kaç hayvan var sizce? Gelin beraber sayalım``
  Mailin altında irtibat telefonu ve adresi vardı. Uzun zamandır hayatına kimseyi sokmamış, huzur içinde bir yaşam sürüyordu Irmak. Kedisi olan bir kaç arkadaşı ona çok söylemişti bir kedi alması gerektiğini ama ya annesinden çekinmesi yada astım hastalığı onu geri çevirmişti bu düşünceden. Tam bu maili de silecekken vazgeçiverdi bir anda dursun belki bir kaç kişiye gönderirim diyerek.
  Sıradan bir iş gününü bitirdikten sonra çantasını alıp evine gitmek üzere ayrıldı iş yerinden. Hava o kadar soğuktu ki işyerinden çıktığında nefes almakta zorlandığını hissetti.
Otobüsten indi. Beş dakikalık durak ev arasındaki mesafeyi hızlı adımlarla geçiyordu. Tam evine girecekken kaldırım kenarında sarı bir nesne dikkatini çekti. Dönüp baktı ve karşısında belki yeni doğmuş belki de bir kaç aylık bir kedi yavrusu buldu. Yorgun, aç ve bitkin gözlerle Irmak ın gözlerinin içine bakıyordu. Çok acıdı. Ne yapmalıydı? Tek çare olarak bakkala girip bir şişe süt ve boş bir kutu alarak tekrar onun yanına koştu. Önce karnını doyurdu sonrada onu sokak lambası direğinin arkasında güvenli bir yerde kutunun içine koyarak uzaklaştı.
  Eve girdiğinde annesinin hazırladığı nefis yemek kokuları açlık duygularını artırdı. Üstünü değiştirmeden mutfağa koşup bir güzel karnını doyurdu. Pijamaları ile odasına geçip bir süre uzandı. Yalnız kafası rahat değildi. O sarı yavruya iyilik mi yapmıştı yoksa kötülük mü? Ne olacaktı, şimdi ne yapacaktı? Uzun uzun düşündü ve kafasını dağıtmak için son birkaç sayfası kalan kitabını bitirip düşünmeden uykuya daldı.
 Sabah annesinin sesi ile uyandığında aniden yatağından kalkıp perdeyi aralayarak camdan dışarı baktığında gözleri kamaştı. Tüm şehir bir ressamın beyaz boya tüpü patlamışçasına sadeliğe bürünmüştü. Gök yüzü ağının direncini sonuna kadar tutmuş ama mecali kalmayınca salıvermişti tüm beyazlıkları yeryüzüne.O beyazlık ruhunda bir huzur bırakmışken aniden gözünü sokak lambasının direğine yöneltti. Küçük yavru ne yapıyordu?
Direğin dibinde küçük bir tepe oluşmuştu. Aniden panikledi ve içinde çok tuhaf duygular oluşuverdi. Hemen üzerini giyinip soluğu direğin dibinde aldı annesine bile seslenmeden. Yanına geldiğinde çabucak kutunun üzerindeki karı elleriyle temizledi. Kutunun kapağını açtığında gördüğü tablo beklide hayatında yeni bir dostluğa merhabanın resmi olacaktı Irmak için. Zaten hep böyle olmamış mıydı? Tolga, Emel ve diğerleri. Onlarla da gerçek dostluğu belli anlarda yakalamamış mıydı?
Kutuyu açtığında küçük, sarı yavrucak buğulu gözlerle Irmak'ın gözlerinin içine öyle bir baktı ki Irmak bir anda hayatın, nefes almanın ve tüm güzelliklerin ne kadar anlamlı olduğunu hissetti. Belli ki üşümüştü ve karnı yeniden acıkmıştı ama dün geceki süt ve kutu olmasa halinin bundan harap olacağından şüphesi yoktu. Irmak'ın beklide yüreğine su serpen ve onu rahatlatan yada pişman olmaktan vazgeçiren tek neden buydu.
Üç ay sonunda Irmak ile bu sarı yavru kedi arasında çıkarsız, içten ve samimi bir dostluk oluşuvermişti. Astım a karşı kullandığı ilaç doktorun da görüşü alınarak kedilerden gelebilecek rahatsızlığa önlem olarak yeterliydi. En çok çekindiği annesi bile artık benim bir evladım daha var diyebiliyordu. Irmak onu ilk eve getirdiğinde hiç düşünmeden ona verdi. Evet CANKİ.
Canki. Sağlam arkadaşlar arasında sıkça kullanılan kanki kelimesi bu dünya tatlısı canlıda Canki ye bürünmüştü. Artık bir kankisi daha vardı Irmak'ın oda Canki.
Sapsarı tüyleri, ilk günlerde yorgunluktan sönmüş olan gözlerinde zamanla oluşan ışıltı, vermiş olduğu huzur ve güven, çıkarsızlık ve beklide konuşamadan çok şeyi anlatabilmek çok bağlamıştı Canki ye Irmak'ı. Eskisinden daha mutlu gidiyordu evine. Eskisinden daha çok seviyordu hayatı. Sorunsuz, karşılıksız bir sevgi ona çok iyi gelmişti.
Böyle yıllarca devam etti Canki ve Irmak'ın anlamsız dünyadaki anlamlı ve bağlı dostlukları, sevgileri. Canki artık büyümüş ve iyice alışmıştı bu sıcak yuvaya, onun sıcak insanlarına. Günler günleri takvim yapraklarının koparılma hızının inadına birbirini kovaladığı günlerden birinde Irmak yorgun bitkin evin kapısından içeri girdi. Evde tuhaf bir hava vardı. Annesi mutfakta yüzü ocağa dönük bir şeyler yapıyordu. Irmak kolay gelsin dediğinde annesi tuhaf bir sesle sağol demişti. Irmak ne olduğunu anlamaya çalışırken annesinin göz yaşları bir anda içinden bir şeyler koparıverdi. Ne olduğunu anlaması onun için bir ömür gibiydi. Kısa süre sonra olan biteni iç geçirerek öğrendi göz yaşlarını tutamayarak.
Annesi sabah çöpü atmak için dışarı çıktığında kapıyı açık unutmuş ve geri döndüğünde
Canki yi görememişti. Muhtemelen kapıdaki aralıktan dışarıya çıkmış ve gözden uzaklaşmıştı. Irmak çok düşündü, çok sorguladı. Neden Canki neden böyle bir şey yaptın? Ama ona asla kızamadı. Çünkü Canki asla isteyerek böyle bir şey yapmazdı.
Mahalledeki tüm esnafa, yoldan geçen her insana tanıyıp tanımadığını düşünmeden Canki yi sordu çölde Aslısını kaybetmiş Kerem misali. Silmediği maildeki barınak telefonuna sarıldı ve oraya gitti ama o sarı dünya harikası o kadar çaresizin arasında değildi Tek bir iz dışında başka bir anı yoktu Canki den. Oda yüreğe sızıdan başka hiçbir şey katmamıştı. Canki evden gittikten iki gün sonra arka sokakta kaldırım kenarında ona iki yaşında yaş günü hediyesi olarak aldığı küçük tasmasını bulabilmişti. Belki umudun bittiği ve umudun artık yerini sonsuz bir özleme bıraktığı sürecin başlangıcıydı bu tasma. Artık yoktu Canki. Güzel dost, hırlamalar, aynı yatakta aynı sıcaklıkla uyumalar yoktu. Ama geride çok güzel bir sevgi ve özlem vardı. Bu hayatta kaç kişiye nasip olabilirdi bu duygular. Irmak yıllarca bu duygularla yaşadı durdu.
Hayatın yolunu bulmuş akıp giden akarsu kıvamında ki akışı devam ederken bir öğle yakın bir arkadaşından aldığı telefon yüreğinde beklide hiç yaşamadığı bir sızı bıraktı. Caner adında eski işyerinden tanıdığı ve çok sevdiği bir arkadaşının nerdeyse bir yıldır ölümcül bir hastalıkla boğuştuğunu ve birkaç gün içinde hayata veda edeceğini öğrendi. Göz yaşları içinde telefondaki arkadaşı ile onu son kez görmeye gitmek için randevulaştılar.
Hastaneye geldiklerinde hiç konuşmuyorlar ve hastanın karşısında güçlü, güler yüzlü görünmek uğruna ağlamamak için kendilerini zor tutuyorlardı. Ziyaret saati geldiğinde aldıkları çiçekle birlikte hastane koridorunda uzun bir yolculuğa çıkmışçasına ilerlediler. Altıncı kat 601 nolu oda. Caner yatağında uzanıyordu. Çok değişmişti ama yüzündeki gülümseme hiç eksilmemişti.
-Geçmiş olsun Caner.
-Sağolun canım dostlarım. Çiçekler sizler kadar güzeller. Teşekkürler.
Kısa bir hasta ziyareti bitmek üzere iken. Caner bir anda konuyu açıverdi.
-Canlarım biliyorum ben bir iki gün içinde aranızda olmayacağım. Uzun zamandır haberleşemedik ama ben hep bildim ki bu hayatta Irmak ve Songül adında çok iyi arkadaşlarım, dostlarım vardı. Bunu bilerek, böyle insanların olduğu bir dünyada yaşamış olmayı bilerek bu hayata veda etmek içime huzur katıyor.
Irmak ve Songül ağlamamak için kendilerini zor tutsalar da gözlerindeki buğulanmaya engel olamadılar. Hasta bakıcı kapının önüne gelip el işareti ile yeterli olduğunu söyleyince ikisi de hazırlanmaya başlamıştı. Tam o sırada Irmak Caner'in kulağına eğilerek;
-Caner senden bir isteğim var. Benim bu hayatta unutamadığım bir dostum vardı. Onu kaybettim adı Canki. Ona selamımı iletir misin? " Annen gelecek yanına, o gelene kadar onu uslu uslu beklemeni istedi". Bunu ancak senin gibi iyi bir dosttan isteyebilirdim diyerek Caner ile vedalaştı.
Hastaneden çıktıklarında uzun uzun ağlayarak vedalaştılar.
Haftanın sonuna doğru Caner'in hayata veda ettiği haberini alıp cenazesine gitmeye koyuldular. Cenaze sonrası herkes bu genç insanın zamansız hayata veda etmesinin üzüntüsünü yaşarken bir anda Irmak karşı caddede ki binanın dördüncü katında küçük bir kız çocuğunun kucağında onu görmüştü. Çok şaşkın, çok sevinçli, çok üzüntülü ve bir insanın aynı anda tüm duyguları yaşayabileceği halde uzun uzun baktı.
Evet Canki oradaydı. Hiç değişmemişti. Belli ki yeni sahibi ona iyi bakmıştı. Irmak uzun uzun bakıp iç geçirdikten sonra evin yolunu tuttu. Sanki Caner ile yolladığı selam Canki nin içini acıtmış ve Irmak'a görünme, iyi olduğunu gösterme ihtiyacı duyurmuştu.
Hayat bir günde ona üzüntüsünü, sevincini, özlemini, özlenilen şeye kavuşturmamayı öğretivermişti. Caner hayata veda ederken Canki hayata bekli de eskisinden daha güzel bir merhaba demişti.
Canki ye olan özlemini onu bulduğu bembeyaz günün anlamıyla bembeyaz bir yavru kedi sahip edinerek gidermeye çalıştı Irmak. Beyaz kedisi ile Canki nin hayatta ve mutlu olduğunu bilerek mutlu ve huzurlu yaşamına devam etti.

 
< Önceki
uye_ol.gif

Eğlence Google Pagerank Checker
Powered by EGLENMIX
İletişim : Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır