|
Soğuk bir kış sabahı
uyanmış, sıcak yatağından kalkmak istememesine rağmen mecburiyetin
vermiş olduğu son bir güçle, sıcak yuvasını terk edercesine kalkmak
zorunda kalmıştı. Dün geceyatmadan önce sevdiği dostu ile telefonda görüşmek iyi gelmişti ona.
Son günlerin aksine, zor kalkmasına rağmen dinç hissediyordu kendisini.
Saate baktığında evden ayrılması için sadece on dakikası kaldığını
gördü. Bir an panikledi ve hızlıca banyoya gidip yüzünü yıkayıp
dişlerini fırçaladıktan sonra odasına attı kendini annesinin günlük
alışılmış sesleri eşliğinde.
-Irmak hadi kızım bak geç kalacaksın yine.
Gardropunu açıp hiç düşünmeden kırmızı boğazlı kazağını ve kot
pantolonu hızlıca giydi. Bir dakika gibi kısa bir sürede makyajını
yaptıktan sonra saate baktığında daha üç dakikası kaldığını gördü.
Tamamdı artık. Yeni bir güne yenilgisiz başlamış ve başlangıcın hakkını
vermişti. Sabah olmasına rağmen içindeki enerji ile annesine
seslendikten sonra çıkıverdi evden.
-Kızım kahvaltı yapmayı ve ilacını almayı unutma.
-Tamam. Hoşçakal.
Hava son günlerdeki gibi kapalıydı.Kar gelmek istiyor ancak gökyüzü bir
ağ gibi onu tüm gücüyle tutuyordu. Durağa geldiğinde 07:15 otobüsü
kuyruğunda beş kişi vardı.Kimi dün akşam oynanan maçtan, kimi
Başbakanın dün mecliste yaptığı açıklamadan bahsediyordu. Olağan bir
günün olağanlıkları zamana takılmışçasına tekerrür ediyordu.
İş yerinde geldiğinde. Bir kaç kişiden başka kimse yoktu. Onlarda
aldıkları simitleri keyifsizce yerken sıradan sohbetlerini afyonları
patlatmaya çalışırcasına kelimelendiriyorlardı.
-Günaydın Irmak
-Günaydın Banu
-Ne haber?
-İyilik senden?
-Ne olsun. Her zaman ki gibiyim. Saat sekizde toplantım var. Yine aynı yüzler aynı konuşmalar.
-Eeee ne yaparsın iş bu güzelim.
Irmak kahvaltısını yapıp astım ilacını aldıktan sonra odasına gitti.
Bilgisayarını açıp önce gazeteleri, sonrada maillerini okudu. Oda daha
ısınmamıştı bile. Montunu çıkarmadan oturmak zorunda kaldı. Gelen üç
beş maili okuyup siliyordu ki bir arkadaşından gelen mail dikkatini
çekti.
`` Hayatınızı sürdürürken görmezden geldiğiniz hayatlar,
yaşamlar olduğunu bilmeden kaç yerden, kaç şeyi görmeden geçtiğinizi
düşündünüz mü hiç? Gelin bu görevi yerine getirelim. Hayvan koruma
barınağında sahibini bekleyen kaç hayvan var sizce? Gelin beraber
sayalım``
Mailin altında irtibat telefonu ve adresi vardı. Uzun
zamandır hayatına kimseyi sokmamış, huzur içinde bir yaşam sürüyordu
Irmak. Kedisi olan bir kaç arkadaşı ona çok söylemişti bir kedi alması
gerektiğini ama ya annesinden çekinmesi yada astım hastalığı onu geri
çevirmişti bu düşünceden. Tam bu maili de silecekken vazgeçiverdi bir
anda dursun belki bir kaç kişiye gönderirim diyerek.
Sıradan bir
iş gününü bitirdikten sonra çantasını alıp evine gitmek üzere ayrıldı
iş yerinden. Hava o kadar soğuktu ki işyerinden çıktığında nefes
almakta zorlandığını hissetti.
Otobüsten indi. Beş dakikalık durak
ev arasındaki mesafeyi hızlı adımlarla geçiyordu. Tam evine girecekken
kaldırım kenarında sarı bir nesne dikkatini çekti. Dönüp baktı ve
karşısında belki yeni doğmuş belki de bir kaç aylık bir kedi yavrusu
buldu. Yorgun, aç ve bitkin gözlerle Irmak ın gözlerinin içine
bakıyordu. Çok acıdı. Ne yapmalıydı? Tek çare olarak bakkala girip bir
şişe süt ve boş bir kutu alarak tekrar onun yanına koştu. Önce karnını
doyurdu sonrada onu sokak lambası direğinin arkasında güvenli bir yerde
kutunun içine koyarak uzaklaştı.
Eve girdiğinde annesinin
hazırladığı nefis yemek kokuları açlık duygularını artırdı. Üstünü
değiştirmeden mutfağa koşup bir güzel karnını doyurdu. Pijamaları ile
odasına geçip bir süre uzandı. Yalnız kafası rahat değildi. O sarı
yavruya iyilik mi yapmıştı yoksa kötülük mü? Ne olacaktı, şimdi ne
yapacaktı? Uzun uzun düşündü ve kafasını dağıtmak için son birkaç
sayfası kalan kitabını bitirip düşünmeden uykuya daldı.
Sabah
annesinin sesi ile uyandığında aniden yatağından kalkıp perdeyi
aralayarak camdan dışarı baktığında gözleri kamaştı. Tüm şehir bir
ressamın beyaz boya tüpü patlamışçasına sadeliğe bürünmüştü. Gök yüzü
ağının direncini sonuna kadar tutmuş ama mecali kalmayınca salıvermişti
tüm beyazlıkları yeryüzüne.O beyazlık ruhunda bir huzur bırakmışken
aniden gözünü sokak lambasının direğine yöneltti. Küçük yavru ne
yapıyordu?
Direğin dibinde küçük bir tepe oluşmuştu. Aniden
panikledi ve içinde çok tuhaf duygular oluşuverdi. Hemen üzerini
giyinip soluğu direğin dibinde aldı annesine bile seslenmeden. Yanına
geldiğinde çabucak kutunun üzerindeki karı elleriyle temizledi. Kutunun
kapağını açtığında gördüğü tablo beklide hayatında yeni bir dostluğa
merhabanın resmi olacaktı Irmak için. Zaten hep böyle olmamış mıydı?
Tolga, Emel ve diğerleri. Onlarla da gerçek dostluğu belli anlarda
yakalamamış mıydı?
Kutuyu açtığında küçük, sarı yavrucak buğulu
gözlerle Irmak'ın gözlerinin içine öyle bir baktı ki Irmak bir anda
hayatın, nefes almanın ve tüm güzelliklerin ne kadar anlamlı olduğunu
hissetti. Belli ki üşümüştü ve karnı yeniden acıkmıştı ama dün geceki
süt ve kutu olmasa halinin bundan harap olacağından şüphesi yoktu.
Irmak'ın beklide yüreğine su serpen ve onu rahatlatan yada pişman
olmaktan vazgeçiren tek neden buydu.
Üç ay sonunda Irmak ile bu sarı
yavru kedi arasında çıkarsız, içten ve samimi bir dostluk
oluşuvermişti. Astım a karşı kullandığı ilaç doktorun da görüşü
alınarak kedilerden gelebilecek rahatsızlığa önlem olarak yeterliydi.
En çok çekindiği annesi bile artık benim bir evladım daha var
diyebiliyordu. Irmak onu ilk eve getirdiğinde hiç düşünmeden ona verdi.
Evet CANKİ.
Canki. Sağlam arkadaşlar arasında sıkça kullanılan kanki
kelimesi bu dünya tatlısı canlıda Canki ye bürünmüştü. Artık bir
kankisi daha vardı Irmak'ın oda Canki.
Sapsarı tüyleri, ilk günlerde
yorgunluktan sönmüş olan gözlerinde zamanla oluşan ışıltı, vermiş
olduğu huzur ve güven, çıkarsızlık ve beklide konuşamadan çok şeyi
anlatabilmek çok bağlamıştı Canki ye Irmak'ı. Eskisinden daha mutlu
gidiyordu evine. Eskisinden daha çok seviyordu hayatı. Sorunsuz,
karşılıksız bir sevgi ona çok iyi gelmişti.
Böyle yıllarca devam
etti Canki ve Irmak'ın anlamsız dünyadaki anlamlı ve bağlı dostlukları,
sevgileri. Canki artık büyümüş ve iyice alışmıştı bu sıcak yuvaya, onun
sıcak insanlarına. Günler günleri takvim yapraklarının koparılma
hızının inadına birbirini kovaladığı günlerden birinde Irmak yorgun
bitkin evin kapısından içeri girdi. Evde tuhaf bir hava vardı. Annesi
mutfakta yüzü ocağa dönük bir şeyler yapıyordu. Irmak kolay
gelsin dediğinde annesi tuhaf bir sesle sağol demişti. Irmak ne
olduğunu anlamaya çalışırken annesinin göz yaşları bir anda içinden bir
şeyler koparıverdi. Ne olduğunu anlaması onun için bir ömür gibiydi.
Kısa süre sonra olan biteni iç geçirerek öğrendi göz yaşlarını
tutamayarak.
Annesi sabah çöpü atmak için dışarı çıktığında kapıyı açık unutmuş ve geri döndüğünde
Canki
yi görememişti. Muhtemelen kapıdaki aralıktan dışarıya çıkmış ve gözden
uzaklaşmıştı. Irmak çok düşündü, çok sorguladı. Neden Canki neden böyle
bir şey yaptın? Ama ona asla kızamadı. Çünkü Canki asla isteyerek böyle
bir şey yapmazdı.
Mahalledeki tüm esnafa, yoldan geçen her insana
tanıyıp tanımadığını düşünmeden Canki yi sordu çölde Aslısını kaybetmiş
Kerem misali. Silmediği maildeki barınak telefonuna sarıldı ve oraya
gitti ama o sarı dünya harikası o kadar çaresizin arasında değildi Tek
bir iz dışında başka bir anı yoktu Canki den. Oda yüreğe sızıdan başka
hiçbir şey katmamıştı. Canki evden gittikten iki gün sonra arka sokakta
kaldırım kenarında ona iki yaşında yaş günü hediyesi olarak aldığı
küçük tasmasını bulabilmişti. Belki umudun bittiği ve umudun artık
yerini sonsuz bir özleme bıraktığı sürecin başlangıcıydı bu tasma.
Artık yoktu Canki. Güzel dost, hırlamalar, aynı yatakta aynı sıcaklıkla
uyumalar yoktu. Ama geride çok güzel bir sevgi ve özlem vardı. Bu
hayatta kaç kişiye nasip olabilirdi bu duygular. Irmak yıllarca bu
duygularla yaşadı durdu.
Hayatın yolunu bulmuş akıp giden akarsu
kıvamında ki akışı devam ederken bir öğle yakın bir arkadaşından aldığı
telefon yüreğinde beklide hiç yaşamadığı bir sızı bıraktı. Caner adında
eski işyerinden tanıdığı ve çok sevdiği bir arkadaşının nerdeyse bir
yıldır ölümcül bir hastalıkla boğuştuğunu ve birkaç gün içinde hayata
veda edeceğini öğrendi. Göz yaşları içinde telefondaki arkadaşı ile onu
son kez görmeye gitmek için randevulaştılar.
Hastaneye geldiklerinde
hiç konuşmuyorlar ve hastanın karşısında güçlü, güler yüzlü görünmek
uğruna ağlamamak için kendilerini zor tutuyorlardı. Ziyaret saati
geldiğinde aldıkları çiçekle birlikte hastane koridorunda uzun bir
yolculuğa çıkmışçasına ilerlediler. Altıncı kat 601 nolu oda. Caner
yatağında uzanıyordu. Çok değişmişti ama yüzündeki gülümseme hiç
eksilmemişti.
-Geçmiş olsun Caner.
-Sağolun canım dostlarım. Çiçekler sizler kadar güzeller. Teşekkürler.
Kısa bir hasta ziyareti bitmek üzere iken. Caner bir anda konuyu açıverdi.
-Canlarım
biliyorum ben bir iki gün içinde aranızda olmayacağım. Uzun zamandır
haberleşemedik ama ben hep bildim ki bu hayatta Irmak ve Songül adında
çok iyi arkadaşlarım, dostlarım vardı. Bunu bilerek, böyle insanların
olduğu bir dünyada yaşamış olmayı bilerek bu hayata veda etmek içime
huzur katıyor.
Irmak ve Songül ağlamamak için kendilerini zor
tutsalar da gözlerindeki buğulanmaya engel olamadılar. Hasta bakıcı
kapının önüne gelip el işareti ile yeterli olduğunu söyleyince ikisi de
hazırlanmaya başlamıştı. Tam o sırada Irmak Caner'in kulağına eğilerek;
-Caner
senden bir isteğim var. Benim bu hayatta unutamadığım bir dostum vardı.
Onu kaybettim adı Canki. Ona selamımı iletir misin? " Annen gelecek
yanına, o gelene kadar onu uslu uslu beklemeni istedi". Bunu ancak
senin gibi iyi bir dosttan isteyebilirdim diyerek Caner ile vedalaştı.
Hastaneden çıktıklarında uzun uzun ağlayarak vedalaştılar.
Haftanın
sonuna doğru Caner'in hayata veda ettiği haberini alıp cenazesine
gitmeye koyuldular. Cenaze sonrası herkes bu genç insanın zamansız
hayata veda etmesinin üzüntüsünü yaşarken bir anda Irmak karşı caddede
ki binanın dördüncü katında küçük bir kız çocuğunun kucağında onu
görmüştü. Çok şaşkın, çok sevinçli, çok üzüntülü ve bir insanın aynı
anda tüm duyguları yaşayabileceği halde uzun uzun baktı.
Evet Canki
oradaydı. Hiç değişmemişti. Belli ki yeni sahibi ona iyi bakmıştı.
Irmak uzun uzun bakıp iç geçirdikten sonra evin yolunu tuttu. Sanki
Caner ile yolladığı selam Canki nin içini acıtmış ve Irmak'a görünme,
iyi olduğunu gösterme ihtiyacı duyurmuştu.
Hayat bir günde ona
üzüntüsünü, sevincini, özlemini, özlenilen şeye kavuşturmamayı
öğretivermişti. Caner hayata veda ederken Canki hayata bekli de
eskisinden daha güzel bir merhaba demişti.
Canki ye olan özlemini
onu bulduğu bembeyaz günün anlamıyla bembeyaz bir yavru kedi sahip
edinerek gidermeye çalıştı Irmak. Beyaz kedisi ile Canki nin hayatta ve
mutlu olduğunu bilerek mutlu ve huzurlu yaşamına devam etti.
|