|
Gün batımına dogru evden,kumsala,denizin
kıyısında,bütün gün güneşin kavurdugu, sıcak kumların üstünde,kumsalın
insanı dinlendiren ve dindiren,serin rüzgarında,ve eşsiz sessizligi
içinde yürümek için çıkmıştım.Kumsala vardıgımda ,bulutlar güneşin
önüne geçmiş,mavi gökyüzü kızıla bürünmüştü çoktan.Güneşin görevini ay
ve yıldızlar üstleniyordu artık.Her gün batımında oldugu gibi,kumsala
sabahları içinde kaybolup gittikleri dünyanın ve getirdigi kaygıların
her geçen gün,biraz daha yordugu bedenler bütün gün kendilerini,boylu
boyunca,denize ve güneşin gün boyu kavurdugu kumlara atıp dinlenmiş ve
gün batarken yine terketmişlerdi denizi ve kumsalı.Gece oldugunda ise
kumsalın hakimi her zamanki gibi yine sesizlikti.Çıkan tek ses karşımda
hırçınça dalganan,bütün gün ,güneşin şehri kavuran sıcagından,kaçıp
çıldırmışcasına üzerinde eglenen insanları serinleten, soguk sularıyla
kucaklamış denizin,kıyıya püskürttügü dalgalarının sesiydi...
Kumsaldaki
o güzel sessizligin içinde yalnızlık düşüyordu; hazin yüregime!Her gece
yalnızlıgıma yanıp,sıcaktan kurumuş dudaklarama inip,dudaklarımı
ıslatan gözyaşlarıma,rüzgarın etkisiyle kumsalın kumlarıda
karışırdı.Aslında yanlızlıgın en çok koydugu varlık hüzünlü
denizdi.İnsanlar onu gün batımında terk ederler,güneş dagların
arasından açarken hatırlarlardı.Güneş bulutlar ve insanlar hepsi
terkmişti denizi,gün batınca...Varlıgını hissedebilecegi sadece,iki
dostu vardı.Biri aydı,Diğeri ise yıldızlar.Yazıktır ki ikiside
ulaşılmazındaydı denizin...
Yalnızlıgın bitmesine neden olmuştu bu
gözlemim.Hem benim,hem denizin.Hep yanımda olacak bir dosttu artık
bana,deniz.O sırada denizin üstünden,yalnızlık duygusu bir daha bize
ugramayacak gibi uçuyordu;sanki ufuklara yükselen bir martı misali...
İbrahim Çördük
|