|
Kara haberin geç yetişti bana kirvem,ulaşamadım
son yolculuğunda sana.Tabutuna bir el atamadım, son kez hoşça kal
diyemedim.Bu kara haber yetişmez olsaydı keşke. Sağır olsaydım da
haberini duymaz olsaydım; görmez olsaydım da gül cemalini hayal etmez
olsaydım. Elden bir şey gelmez şu an. Ateş düştüğü yeri yakıyor
işte.Yüreğim yangın yeri dostlar.
�Kirven ölmüş.� dediler telefonda
kolayca, saklamışlar benden kaç ay? Unutmuşlar kara haberin her şeyi
delip geçtiğini.Aşılmaz dağları, geçit vermez bentleri..Ve yürekleri
paramparça ettiğini anlayamamışlar.Bu yaşam adı verilen güzergahta, bu
kısa mesafeli yolculukta göçüp gittin emi.Hey be koca adam, nasıl da
yenirlisin hastalığa? Bu ne kötü, bu ne can sıkıcı bir hal.Sabır ya
rab! Vurdular o an beni, yüreğimden, orta yerimden, can
evimden.Yıldızlar düştü birer birer semadan.Bir ölüm havası çalındı
kulaktan kulağa. Kaoslar gördüm, üstüme üstüme gelen. Konuşamadım
kirvem, nutkum tutuldu,lal oldum.
Seni düşündüm aslan kirvem, iki
yetimini, iki yetimin anasını. Bu ne vakitsiz gidiş. Bir gittin ki bu
gidişin dönüşü yok. İmkansıza, olmaza daldın.Ulaşmak yok sana şimdi
öyle mi? Kirvem; karalara büründüm, çık gel desem, ölüm yakışmadı sana
desem, o fidan boyuna beyaz elbise uymadı desem.Daha çok erken,
çocuklar ne olacak sonra? Gel desem, gelir misin be kirvem?
Aman
Allahım! Bu ne dayanılmaz azap, bu ne cevapsız suskunluk, bu ne bitmez
karanlık.Dolaştığın dağlara karalar yağmış vakitsiz.Yüreğine sığan
dağlar üşür şimdi.Fidelerin sahipsiz mi kalacak şimdi, susuz mu kalacak?
Sensiz eser şimdi seher yeli, düzlüklerde arar seni.Çık artık be kirvem, bir tohum gibi yar toprağı.Selamla güneşi, ayı.
Seni bekler bebekler,seni bekler bebeklerinin anası..
Nereden
bilecektim çekip gideceğini, bir şubat soğuğunda yalnız
koyacağını.Anlam yükleyemiyorum bu habersiz gidişlere, bu dönüşsüz
yolculukları idrak edemiyorum, bu onulmaz yitişleri.
Tabakanda
tütünün yarım, dağlarda yelin sahipsiz, bahçende gülün kokusuz,
bülbülün baştan aşağı sus pus, evin viran.Gel desem,gelir misin be
kirvem?
Kirvem, bu dumanda neyin nesi, gözlerim flu.Yüce dağları
arkasına almış sanki göremiyorum hiçbir şeyi.Gözlerindeki yırtıcı
bakış, sesindeki babacan tavır, o azametli beden.Yok mu yani şimdi? Var
olmayacak mı bir daha? Göremeyecek miyim seni, duyamayacak mıyım
sesini? İki lafın belini ortadan cart diye kıramayacak mıyız, kaçak
tütünü saramayacak mıyız bir daha?
Sen ki kurşunlarla dahi
devrilmeyecek bir dağdın, sen ki bıçaklarla kesilmeyecek bir çınardın,
sen ki kolay kolay ölmeyecek adamdın.Nasıl da girdi ruhuna sinsice
ölüm? Kanser dediler.Hücre hücre savaşmışsın.Mücadele etmişsin,
düzelmişsin dediler. Sonra uzun süren tedaviler, sonu gelmez
kemoterapiler. İlaçlar, dökülen saçlar, içe akan yaşlar.
Kirvem
iki gözüm, iki kapılı hanın ölüm kapısını açmışsın sonra.Azrail�in
konuğu olmuşsun.Yummuşsun gözlerini hayatının baharında.Yani o gözler
ıslanmayacak mı bir daha? Gülmeyecek mi asla? Şimdi sen hiç doğmamışsın
tozmamışsın espri yapmamışsın gibi mi davranacağım?
Of be kirvem oldu mu şimdi?
Yarının
hesabını yarım bıraktın, umutların, heyecanların.her şey boş şimdi.İş
güç,ağlamak, gülmek, sevmek .Stresler, öfkelenmeler..Bayramlar,
düğünler..Boşmuş her şey.
Tüm insani yanımızı ortaya çıkarıp kendimizi adayabilirdik insanlığın hizmetine
Yalanda
uzak durup, küfürden kaçıp, kötüden uzaklaşıp, tertemiz yaşanılır bir
dünya ve katlanılır insanlar için mücadele edebilirdik. Sonuç hiçlik.
Bunu bilmeli herkes. İnsanı evrenin merkezine koymalı ve onun etrafında
şekillendirmeliyiz her şeyi.Gerisi yalan.Gerisi hikaye.
Dün vardın,
bugün yoksun.İşte insanın hikayesi.Yoktur ötesi.Yüreğin yaprakları
döküldü, hazan geldi otağını kurdu, kirvem mevsim hazandır artık. Ruh
ikliminde fırtınalar var.Tipiler var.
İnsan göz yaşı dökmeyince bu
felek güldürmezmiş insanı.Her sevincin bir acısı var. Her kahkahanın
karşılığı bir gözyaşı.Sabretmek ilacı şimdi yüreğimin, kıymıklı
acılarla dolu yüreğimin.
Kirvem duy sesimi, gör hüznümü, içinde
olduğum dehlizleri, izbelikleri..Hani bir ses ver desem, bir el uzat
desem, bir fısılda desem.
Kirvem, yiğidim, koçum. Öyle bir gittin ki! Hani gel desem, gelir misin be kirvem?
Ne dersin? Uzaktan da olsa bana el uzatır mısın?
Gürhan Gürses
|