|
Pazartesi, 21 Ocak 2008 |
Menekşe moru
gözlüm, al yanaklım, seni bir daha dövmeyeceğim. Lütfen
artık eve dön. Bak Yaşar halıya kustu, kusmuk seni
bekliyor. Ayaklarım bugün de hep seni aradı, yıkanmak
için. Seni çok arıyorum, bir haftadır akşam rakılarının
tadı tuzu yok... Ev sensiz çok ıssız. Gerçi nasıl,
nerede yattığımı, kime nasıl çaktığımı falan hiç
hatırlamıyorum ama onun sen olmadığını bir büyük rakının
sonunda dahi hissedebiliyorum.
Kezban, ben sana
aşığım. Eve döndüğün gün, bunu arkadaşlarla
kutlayacağım. Sen, kanlar içerisinde evden kaçarken
nasıl duygulandığımı bilemezsin. Elimdeki şişeyi,
hırsımdan ananın fotoğrafına fırlattım. (Artık duvarları
gelince silersin.) Kezban bir de gelirken 2 paket kısa
Maltepe getirebilir misin?
Dün Zeynep okula gitmeyip
dolma sardı, ben de okeye dönerken dikkatleri dağıtmak
için habire dolma yiyip,"yiyin yiyin nefis olmuş" dedim.
Nasıl zeka ama.. Zeynep'in tezkeresinde okul ve sınıf
kısmını boş bıraktım. Onu da mı ben dolduracağım?
Bu
sabah seni kaçırışım aklıma geldi, efkarlanıp bir cıgara
yaktım. On dört yaşlarında taş gibi kızdın. Nasıl;
Mehmet, Abidin, Ramazan, Yusuf gelip seni döve döve
taksiye atmıştık? Peki, seni piknik tüpü ile dövüşümü
hatırlıyor musun? Yeni evliydik, bir boğaz gezisi
dönüşüydü. Mehmetgiller kapıda bekliyorlardı, sen daha
roka bile hazırlamamıştın ve Ramazan içeriden "ROKA!"
diye bağırmıştı. Mutfağın kapısını içeriden nasıl
kilitlediğimi, ocağın oradan tüpü nasıl kaptığımı falan
hiç hatırlamıyorum. O gece Ramazan'lar gidince sen
Yaşar ‘ı doğurdun. Huysuz mu huysuz, koca burunlu
Yaşarımı... Bu arada son maaşınla Yaşar’a don falan
aldım...
Artık yuvana dön, asabımı bozma!
Kocan Haydar
|